İtalya-La Dolce Vita-Part II

İtalya gezi rehberi yazımız sonrasında çok güzel dönüşler aldım ve yazının devamı için tekrar kollar sıvadım. Uzunca ve detaylıca bir yazı oldu. İtalya’ya gidecek herkes yazının içinden kendilerince bir şey bulacağına eminim.

Yazı dizisinin ilkini okumak için İtayla-La Dolce Vita tıklayabilirsiniz. Şimdi İtalya gezi rehberi için ilk yazıda kaldığımız yerden devam edelim.

4. ve 5. Gün: Floransa

Pisa’dan 1 saat 13 dakikalık bir yolculuk ile Floransa’ya Santa Maria Novella istasyonuna ulaştık. Trenitalia’dan bilet alırken ufak bir araştırma yapın ve biletinizi merkez istasyonları seçerek alın, Roma Termini, Napoli Centrale, Pisa Centrale ve Firenze S.M Novella gibi. Bizim bu kez rezervasyon yaptığımız otel merkezden biraz uzak, yine tabana kuvvet yürümeye karar verdik ama sonra keşke yürümeseydik dedik çünkü bayağı bir uzakmış. Otel sahibinden biraz azar işittik doğrusu geç kaldık diye, bu da önemli bir detay, rezervasyon yaptığınız otelin Check-in ve Check-out saatlerine dikkat edin mutlaka, İtalyanlar bu saatlere çok sadık, o saatler dışında gelirseniz ekstra ücretlendirme bile olabiliyor. Çok yorgun olduğumuz için yakındaki bir yerde bir şeyler yedikten sonra dinlenmek için otelimize döndük. Kaldığımız oteli denemek isterseniz buraya tıklayın.

Galleria Dell’accademia

İtalya’nın sanat dolu kenti Floransa’yı gezmeye müzelerden başlayalım dedik, dünyaca ünlü Michelangelo’nun Davut Heykeli’ni görmek için Galleria Dell’accademia’nın kapısının önüne geldiğimizde karşılaştığımız kuyruk bizi biraz şoka uğrattı, ama ilk defa yurt dışına çıkmış azimli turistler olarak, bir heves girdik kuyruğa, 2 saate yakın bekledikten sonra içeri girebildik. Uzun bir koridorun sonunda tüm heybeti ve devasa büyüklüğüyle bizi meşhur Davut heykeli karşıladı. Geri kalan kısımlarda ise bol bol İsa ve Meryem Ana tasvirleri ile karşılaştık ki, artık Hristiyanlıkla ilgili tablo, haç vs. görmekten gına geldi diyebilirim. Oldukça büyük bir müze, meraklıların ilgisini çekebilir. Yalnız aynı Davut heykelinin aynı boyutlarda bir replikasının Floransa meydanında bulunduğunu da söylemekte fayda var.

Piazzale Michelangelo

Agresif otelcimizle arayı yumuşattıktan sonra bize Floransa’da neler yapılması gerektiğini harita üzerinde ayrıntılı bir şekilde anlattı, gezilecek yerler, nerede yemek yemeliyiz? gibi… Özellikle yemek yenilecek yerler konusunda siz de otelinizden destek alırsanız onlar sadece turistik olanları değil, yerli halkın da takılmayı sevdiği mekanları tavsiye edecektir. Biz de bu tavsiyelere uyarak başladık şehri gezmeye. Muhteşem Floransa manzarasını seyre dalacağınız bir tepe olan Piazzale Michelangelo bizi adeta büyüledi. Merdivenlerde oturup, fonda bir müzikle (canlı müzik yapan gençler oluyor) bütün şehri tepeden görme keyfini kaçırmayın derim. Bu tepeye yürüyerek ulaşmak mümkün, direk vesait olmadığından önce bir yere kadar bir otobüsle, sonra başka bir otobüsle bu noktaya ulaşabiliyorsunuz. Sora sora Bağdat bulunur demişler, sorunca yardım etmeyen yok zaten, çekinmeyin, kaybolmaktan korkmayın.

Yaşasın Yemek Yemek

Floransa sokaklarında dolaşmak çok keyifliydi. Floransa Katedrali (Duomo) tek başına sizi büyülemeye yetecektir, Piazza Della Signoria’daki heykeller ise gerçekten hayranlık uyandırıcı. Ufizzi Müzesi de bu noktaya oldukça yakın ancak biz sabahtan bir müzeye oldukça vakit harcayınca burayı gezmekten vazgeçtik, çünkü önceden bilet almadan yine çok ciddi sıra beklenen oldukça popüler bir müze Ufizzi. Tüm gün şehri keşfettikten sonra sevgili otel sahibimiz Paolo’nun tavsiyesi üzerine Trattoria Zȧ Zȧ isimli restorana gittik. İçerisi oldukça kalabalıktı, her milletten insan vardı diyebiliriz. Duvarlar resim dolu, anladık ki burası gerçekten meşhur bir yer. Floransa aslında bifteğiyle de meşhur bir şehir. Biz de biftek, makarna gibi buraya özgü görünen birkaç şey sipariş edip, tüm günün yorgunluğunu güzel bir yemekle atmış olduk. Kendi imalatları olan şaraplarını 0,5 lt, 1 lt gibi seçeneklerle sürahide getiriyorlar hem fiyatı uygun, hem de çok lezzetliydi. Bu güzel akşam yemeğinin bize maliyeti 44 euro oldu. Floransa gezimizi otelimize dönerek noktalamış olduk böylece.

6.Gün Venedik

Altıncı günümüzün sabahında Floransa S.Maria Novella’dan Venedik’e giden trende yerimizi aldık. Öğlen gibi Santa Lucia istasyonunda bizi arkadaşımız karşıladı. Venedik’te arkadaşımızla gezdiğimiz için bu kısım pek yol gösterici olmayabilir. Burası suların üzerine kurulmuş inanılmaz bir şehir, aynı zamanda aşırı karışık, sokaklar birbirine inanılmaz benziyor, genellikle bir sokaktan diğerine köprüyle geçiyorsunuz ama hep ben buradan geçmiştim hissi ile dolaştık diyebilirim. Neyse ki senelerdir burada yaşayan bir rehberimiz vardı. Bu şehre gece konaklama ayarlamadık ki tavsiyem siz de günübirlik gezin çünkü diğer şehirlere göre konaklama oldukça pahalı, eğer konaklamak isterseniz Venedik değil de bir istasyon önce olan Mestre’yi tercih edin.

Venedik’te Görülmesi Gereken Yerler

Venedik’te benim hayalim gondol turu yapmaktı doğrusu, arkadaşımız restoranda çalıştığı için, tanıdığı bir gondolcuyu ayarladı, şu siyah-beyaz çizgili t-shirtlü olanlardan değil de, yaşça büyük ve kırmızı-beyaz çizgili tshirtüyle gondolcumuz Bruno bizi, daha ufak çapta bir gondol turuna çıkardı, bunun için kendisine 50 euro ödedik. Diğer gondollara 8-10 kişi binilebiliyor, ücreti bölüşüyorsunuz, daha uyguna gelebilir bile. Bu, yanımıza 1 şişe şarabımızı ve kadehlerimizi aldığımız sadece bize özel bir gondol turuydu, ilk defa Venedik’e geliyorsanız bence mutlaka gondol turu yapmalısınız.

San Marco Meydanı Venedik’in simgesi diyebiliriz, bütün turistler burada toplanıyor, önünde canlı müzik yapılan restorant-cafelerle dolu bu meydanı San Marco Bazilikası, Saat Kulesi, Correr Müzesi , Dükler Sarayı ve Procuratie Vecchie gibi yapılar çevreliyor. Hatta James Bond filmi olan Casino Royale’de de bu meydanda sahneler çekilmiş.Akşam yemeğini arkadaşımızın çalıştığı güzel restorantta yedik. Venedik deniz mahsülleriyle meşhur olduğundan biz de arkadaşımızın bizim için hazırladığı güzel yemeklerin tadını çıkardık. Böylece Venedik maceramız da sona erdi, sırada Roma’ya ulaşmak

vardı, bunun için de tek yapmamız gereken önceden alığımız biletimizde belirtilen saatte istasyonda olmaktı. Roma’ya Trenitalia’nın gece treni olan InterCity Notte ile döndük.

7. ve 8.Gün: Roma

Doğrusunu söylemek gerekirse gece treniyle Roma’ya dönmek pek konforlu değildi. Gece konaklamadan ve zamandan tasarruf ettik ama hiç bana göre bir yolculuk olmadı, 6 kişilik bir pulmanda oldukça dik bir şekilde 6 saat gitmek, üstüne bir de fena halde kokan şişman bir adamcağız da eklenince aramıza, yolculuk eziyet oldu bize. Bilet alırken bunlara dikkat etmek lazım bizim acemiliğimize geldi diyebiliriz.

Ufak Bir Not

Şimdi ben bu yazıyı yazarken yıl oldu 2020, biz bu seyahati 2016 Mayısında gerçekleştirdik, 2019 Mayısında İtalya’ya yine aynı tarihte (büyük tesadüf oldu bu) bir seyahat daha gerçekleştirdik. O seyahatimizi de ayrı bir yazıda ele alacağım,  çünkü bu seyahatte artık 3 kişiydik.

Konaklama Meselesi

Bu seyahatimizde ilk defa yurtdışına çıkan gezginlerin çoğunlukla tercih ettiği gibi, Termini’ye yakın bir otel olan “Hotel Castelfidardo”da konakladık. Evet istasyona yakındı ama Roma için istasyona yakın olmak gezilecek yerlere biraz uzak olmak anlamına geliyormuş, tecrübe etmiş olduk. Bu konaklamaya 2 gece için 130 euro ödedik. Aradan neredeyse 4 sene zaman geçmiş; otelin 2-4 Haziran konaklama bedeli 160 euro, otelin odalarının da yenilendiğini göz önüne alırsak, bence makul bir artış.  Konaklama meselesi çoğunlukla tercihlerinize göre değişiyor, ben hostelde 8 kişilik odada kalırım derseniz tabi ki cebinizden daha az para çıkar. Kalabalık gruplar için airbnb de çok avantajlı olabilir doğrusu. Kısacası Roma’da konaklamak için tercihlerinize ve bütçenize göre bir çok lokasyon bulabileceğinizi belirtmemiz gerekir.

Tarihin Başkenti: Roma

İlk günümüzde Trevi Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri (malesef restorasyondaydı) gibi simge yapıların olduğu yerlerde gezdik, yedik, içtik. Ama size tavsiyem bu noktalarda yemek yemeyin, biz çok da lezzetli olmayan bir pizza ve makarnaya 30 euroya yakın para verince anladık buralar turist tuzağı. Seyahate çıkmadan önce güzelce araştırırsanız nerede ne yenir diye, o zaman kötü yemeğe çok para vermek zorunda kalmazsınız.

Biliyorsunuz ilk gün Roma’yı transit geçmiştik, bu yüzden çok fazla gezemedik, şimdi Roma’yı keşfetmeye başlayabiliriz. Bu şehir için tarihin başkenti dersek hiç de yanılmış olmayız. Collesium, Roma Forumu, Pantheon, Vatikan, Trevi Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri, Piazza Navona, Castel San’tAngelo ve belkide 3 güne sığdıramadığımız nice yerler, Roma sokaklarında gezmek tarihe yolculuk yapmak gibi ve çok keyifli. Her geldiğinizde yeni bir şey keşfedeceksiniz. Bu muhteşem yapıları gezmek için biz Roma Pass almayı tercih ettik, çünkü bu kart sınırsız ulaşım ve 2 müzeye giriş hakkı tanıyor. Roma Pass’lerimizi Tourist Information’lardan kişi başı 36 euro’ya aldık ve Collesium’a doğru yola çıktık.

Collesium, Roma Forumu ve Castel Sant’Angelo

Roma’nın simge yapısı olan Collesium’a girmek için çok fazla sıra beklemedik, çünkü Roma Pass’iniz varsa ayrı bir sıraya giriyorsunuz. Bildiğiniz gibi burası bir arena, İmparatorlar burada Roma halkını eğlendirmek için ve biraz da kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Collessium 7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri seçildi.

Roma Pass’iniz yoksa bile Collessium’a girdiğiniz biletle hemen arkasında yer alan Roma Forumu’na girebilliyorsunuz, yani biz burada 1 müze hakkımızı kullanmış olduk. Roma Forumu oldukça büyük bir alana yayılmış olan antik bir şehir kalıntısı. Bu kısmı gezmek de bizim için çok keyifliydi doğrusu, bu kadar eski yapıların bu denli iyi korunduğunu görünce insan hem seviniyor hem de ülkemiz adına üzülüyor.

Son müze hakkımızı “Melekler ve Şeytanlar” filminden bildiğimiz Castel San’tAngelo için harcadık. Zaten Roma’daysanız ve Dan Brown okuduysanız ya da bu filmleri izlediyseniz, insanda filmin geçtiği yerleri bulma isteği oluyor. Tiber nehri kıyısında bulunan, bir zamanlar Roma’nın en yüksek binası olan yapı, en üst katında yer alan avlusuna çıktığınızda size muhteşem bir manzara sunuyor.

Vatikan

Biliyorsunuz Vatikan mutlak monarşiyle yönetilen dünyanın en küçük bağımsız ülkesi. Roma’ya geldiğinizde görmeden dönmemeniz gereken bir yer olan Vatikan’ın meşhur müze giriş sırasına girmiş bulunuyoruz. Uzunca bir süre bekleyip, neden online bilet alıp hızlıca geçmedik diye hayıflanarak sıranın sonuna ulaştık. Bazen herşeyi düşünemeyebiliyor insan, mayıs ayı İtalya için oldukça kalabalık bir ay diyebiliriz. Biz de ilk seyahatimizde aldığımız derslerle,sonraki seyahatlerde bir daha bu kadar sıra beklemedik tabi ki, acemiliğimize gelen şeylerden biri de buydu.

Vatikan Müzelerinde bir çok eserin sergilendiği bir sürü oda bulunuyor, inanın müzeye girdikten sonra nereden nasıl geçtik, her yeri görebildik mi bilmiyorum. Kalabalıktan ufak adımlarla yürüdüğümüz bir koridor vardı ki, tavanından duvarlarına kadar her yerinden adeta sanat fışkırıyordu. Vatikan’da kafanızı nereye çevirirseniz bir sanat eseri göreceksiniz, bu yüzden eğer sanata meraklıysanız, burayı gezmek için bir tam gününüzü ayırmanız gerekir. Girip bir kaç saatte gezebileceğiniz tek bir müze gibi düşünmeyin burayı adı üstünde Vatikan Müzeleri. Yorulursanız durup dinlenebileceğiniz çok güzel bahçeler de çıkacak karşınıza.

Vatikanda dolaşmaya devam ederken bir anda Sistine Şapeli’ne ulaştığımızı farkedince çok heyecanlandım. Zaten görevliler de ayrı bir hassasiyet gösteriyordu buraya, sürekli sessiz olunması için uyarıyorlardı insanları. Tavandaki muhteşem resimleri seyrede seyrede geçiyoruz içinden Sistine Şapeli’nin, burada fotoğraf çekmenin de yasak olduğunu belirtelim.

İnternette Vatikan yazdığınıza yüksek bir noktadan çekilmiş Sant Pietro Meydanının bir fotoğrafını görürsünüz genelde, işte o manzara Sant Pietro Bazilikasının içinde yer alan girişi ücretli bir kuleden çekiliyor. Normalde meydan ve bazilikaya giriş ücretsiz ama bu kısım ücretli yapılmış ve bayağı bir merdiven çıkılarak ulaşılıyor. Bizim müze kısmını gezdikten sonra buraya çıkmaya halimiz kalmadı doğrusu.

Bu uzun gezi bizi acıktırdı, daha önce Vatikan yakınlarında işaretlediğimiz Roma’nın hemen hemen her yerinde görebileceğiniz Alice Pizza’ya girip, buranın meşhur tepsi pizzalarından bir kaç dilim aldık, hemen yan dükkandan da taze makarna, şarap ve kola alıp oldukça salaş bir şekilde dükkanın merdivenlerine atılmış minderlere oturup yemeğimizin keyfini çıkarıp karnımızı doyurduk. İtalya’nın pizzalarının bu kadar güzel olması bence domateslerinin lezzetinden geliyor. Pizza ve makarnaya doyduğumuz bu yemeğe ve içeceklere de 22 euro ödeyerek, sokaklarda geze geze otelimizin yolunu tutuyoruz.

Eve Dönmeden Önce

Şimdi bu firma artık Türkiye’den uçuş gerçekleştirmiyor. Ama bu yazıyı okuyorsanız “ucuzaucak”tan da haberiniz var demektir. Yani artık yurt dışına çıkmak o kadar da zor değil. Yurt dışı uçak biletleri genellikle kabin bagajı dahil şeklinde olduğundan (en ucuz), biz dönüş için birimize bagaj hakkı aldık. Neden mi, tabi ki alışveriş yapmak için, buraya kadar gelip makarna, şarap, limoncello..vs almadan dönemezdim. Bu seyahatte anladım ki en sevdiğim şeylerden biri de market gezmek. Size de tavsiyem alkol alacaksanız marketten alın valizinize , freeshoplar pahalı ve malum ülkeye girişte 3 şişe sınırı var (2 yüksek alkollü, 1 düşük alkollü).

Son kez pizza yemek için Ayhan Sicimoğlu’nun programından gördüğümüz Bonci’ye gittik ve tepsi pizzalarından yedik. Burası fırın gibi ama hem pizza var hem kendi yaptıkları makarnalar kurabiyeler falan, dayanamayıp biraz buradan da alışveriş yaptık. Otele dönerken seyyar satıcılardan (Termini bölgesinde çok varlar) bir valiz satın alıp,  içine aldıklarımızı yerleştirip doğruca Termini’den havaalanına kalkan otobüslere gittik. Ama o kadar çok kuyruk vardı ki daha erken gelmemmiz gerektiğini anladık, uçağı kaçırma riskine girmemek için pahalı da olsa Leonardo Express kullanarak havaalanına ulaştık. Ağzımızda güzel  tatlar, aklımızda harika anılarla ve yüzümüzde tüm bunların verdiği tebessümle biraz da havaalanında takılıp uçağımıza bindik.

Biletini Al, Planını Yap ve Uç!

Umarım bu yazı ilk defa yurt dışına çıkmanız için sizi cesaretlendirir, ve İtalya’ya gideceklere güzel bir rehber olur. Yapmanız gereken tek şey sıkı bir ucuzaucak takipçisi olmak, biletinizi alın, gerisi gelir!

Bir önceki yazıma buradan ulaşabilirsiniz..

Henüz Yorum Yapılmadı

    Bir Yorum Bırakmak İstermisiniz.