En Güzel Hafta Sonu: New York

Dünyanın en büyük şehirlerini sayarken “Paris, Milano, Berlin, İstanbul, New York ..” şeklinde bir liste devam eder. Bu listedeki Dünya şehirlerini gerek kalabalık olamaları, gerekse genelde kirli olmaları nedeniyle yaşayacak kadar sevemedim hiç, ama bu başka bir yazının konusu 🙂 Doğal olarak New York ’u da sevmeyeceğimi düşünüyordum:( Yanılmışım! New York, ölmeden önce kesinlikle görülmesi gereken muhteşem bir şehir! Üstelik bu geziyi tek başıma yapmış biri olarak, başıma hiçbir şey gelmeden, “en sonunda başardım bunu!” diyerek tamamladığım bir gezi oldu. Detayları aşağıda paylaşıyor, keyifli okumalar diliyorum.

Ulaşım

Benim Amerika seyahatim, bir üniversiteden 2 haftalık burs kazanmamla oldu. Uçak biletimi giderken Frankfurt aktarmalı, dönerken ise Münih aktarmalı Lufthansa ile almışlardı. Kabul edildiğim okul, New York’a otobüsle 3 saatlik bir mesafede olduğu için, gidip de görmemek ihtimal dahilinde bile değildi.Öncelikle Ankara aktarmalı Lufthansa uçuları, Amerşka için güzel bir seçenek olabilir. Ayrıca Münih ve Frankfurt havalimanları Schengeniniz olmasa dahi aktarma yapabileceğiniz havalimanları. Benim o tarihte Schengen’im olmadığı için sorun yaşayıp yaşamayacağım konusunda endişelerim vardı. Bu durumu ilk olarak Almanya’daki Türk elçiliği arayarak çözmeye çalıştım, net bilgi alamadım. Daha sonra Türkiye’deki Almanya elçiliğine mail attım ve gayet detaylı bilgi alabildim.

Eğer uçuşunuz Amerika aktarmalı ise, geçerli bir Amerika vizeniz varsa, gayet de Münih ve Frankfurt havalimanlarını aktarma merkezi olarak kullanabiliyorsunuz. Ancak bu havalimanları dışındaki havalimanları için yine elçilikle iletişime geçilmesinde fayda olacaktır.

Hem Münih hem de Frankfurt havalimanları gayet kullanışlı ve aktarma yapılmasına elverişli kolaylıkları içeriyor. Örneğin, dönüşte Münih havalimanını kullanmıştım ve varış saatimle Türkiye’ye dönüş uçağımın saati birbirine yakın olduğu için endişelenmiştim. Uçuş kapısını bulmak zor olabilir diye korkuyordum. Fakat hiç de öyle olmadı. İndiğimiz kapının hemen yan tarafındaki kapı, diğer uçuşumun kapısıydı ve her şey çok kolay olmuştu 🙂

Ben Boston’a yakın bir yerde kaldım. Amerika’da herkes her yere uçakla gitse de otobüs de kullanılan bir ulaşım şekli. New York’a gitmek için otobüs kullandım. Tüm yolculuklarımda olduğu gibi, bu yolculuğuma da tek başıma çıktığımdan araba kiralama gibi bir seçeneği pek düşünmedim. Peter-Pan Otobüs firmasından oldukça uygun bir fiyata Rhode Island-NYC biletimi aldım. Bahsettiğim güzergah yaklaşık 3 saat sürdü ve otobüs şehrin ortasındaki terminale kadar bizi getirdi. Bu nedenle, otobüsten inip caddeye adımımı atar atmaz kendimi NYC’de geçen bir filmin baş rolünde gibi hissetmedim desem yalan olur.

 

Konaklama

Her kalabalık dünya şehrinde olduğu gibi, New York’ta da konaklama kısmı işin biraz zor kısmı. Çünkü oteller çok pahalı olabiliyor. Hele şehirden uzaklaşmak da istemiyorsanız işler oldukça zorlaşıyor. Bu noktada, daha önce Amsterdam’da da kullandığım Airbnb’den faydalandım. Fiyat olarak çok seçeneğim olmadığımdan kaldığım evin linkini şöyle bırakıyorum ve gitme şansınız olursa Harlem’deki bu temiz, rahat ve konforlu yeri kesinlikle öneriyorum. https://www.airbnb.com.tr/users/show/8253604

Genel Tavsiyeler

Gelelim New York maceramıza..

Hayatımın en güzel hafta sonuna, sırt çantam ve yanımda hatırı sayılır miktarda bir parayla Times Meydanına yürüyerek başladım. Yanımdaki nakit parayı bırakabileceğim bir yer olmadığı için taşımak zorunda kaldım; ancak bunu size kesinlikle önermiyorum. Çünkü yolda birinin sizi durdurup cüzdanınızı istemesi/alması oldukça yaygın bir durum. Bu nedenle öncelikle can güvenliğiniz için siz bunu yapmayın.

Doğu Yakası’nın hava durumu biraz değişken. Hafta içi çok soğuk olabilirken, hafta sonu 35 derecelerde keyifli bir NYC gezisi yapmanızı sağlayabiliyor. Kıyafet konusunda her şeye hazırlıklı olmanızı öneriyorum .

New York’ta her yeri yürüyerek gezdim ve asla yetmedi.  Yürüyemediğim yerlerde uber kullandım. Ve hayatımda uberi ilk kez Amerika’da kullandım. Mesela Times Meydanı’ndan kaldığım yere, yani Harlem’e, 13 dolar ödemiştim. Yine Times Meydanı’ndan İkiz Kuleler’in olduğu bölgeye ise 7 dolar ödemiştim. Dolayısıyla, taksiciye derdimi anlatamazsam, diye endişelenmemek için yurtdışında uber güzel bir seçenek olabilir. Belki çoğunuz biliyordur, yinelemekte fayda var, uber uygulamasını telefonunuza indirip, gitmek istediğiniz konumu yazarak, yakınlardaki bir aracı çağırıyor ve yolculuk öncesinde ne kadar ödeyeceğinizi biliyorsunuz. Taksiciyle konuşmanıza gerek bile olmadan gitmek istediğiniz yere gidebiliyorsunuz.

New York’ta 38 saatte nereler gezilebilir?

New York’ta benim gibi kısıtlı zamanınız varsa, hızlıca nereleri görebilirsiniz?

İlk gün, hemen Times Meydanı elbette. Belirttiğim otobüs terminalinden indiğinizde yaklaşık 100 metre yürüyerek Times Meydanı’na erişebiliyorsunuz. Meydanda herkes fotoğraf çektirdiği için, basamak şeklinde bir yapı  meydanın ortasına konulmuş durumda. İnsanlar hem bu basamaklarda dinleniyor hem de fotoğraf çektiriyor.

İkinci adım, Columbia Üniveritesi’ne yakın olan bölgeden Central Park’a giriş.

Ben ki park ve bahçelerde yuvarlanmaktan pek keyif almayan biri olarak, Central Park’tan çıkmak dahi istemedim.  Hepinizin bildiği Evde Tek Başına’nın  da bazı sahneleri burada çekilmişti. Tabi benim aklımda çocukluğumdan beri yer eden kare aslında bu filmden. Zaten parkın hemen karşısında Trump Tower’ı görüyorsunuz.

Central Park, gerçekten de şehrin tam ortasında muhteşem bir park. Hele bir de hava güzelse, insan bu parktan çıkmak istemiyor! Aslında 2 günlük kısa New York gezimde en büyük zamanı da bu parkta harcadım, o kadar güzeldi ki asla çıkmak istemedim.

Günün son etkinliği olarak, Central Park’tan Empire State binasına geçiyorum. Giriş ücreti 40 dolar olmasına rağmen muhteşem bir deneyim satın alıyorsunuz. Empire State’de gün batımı izlemeden de inmiyorsunuz tabi.

Benim için en maceralı kısmı da sanırım Empire State ziyaretinden sonra başlıyor. Zira ilk kez gittiğim şehirlerde gece saatine kalmadan otelime dönmeyi ilke edinmiş biri olarak, Empire State’de gün batımını izlemek istemiştim. Tabi bütün gün ordan oraya yürüyünce de akşam 9 dan sonra kendimi Times Meydanı’na dahi iteleyecek halim kalmamıştı. Uber çağırıp, beni kalacağım yere, HARLEM’e götürmesini istedim.

Harlem bana çok şey öğretti.

 

Öncelikle filmlerdeki ön kabullerin aslında olmadığını mesela..

Birincisi; Amerika’da apartman, bina, daire numaraları bizdeki gibi ” 28/9  ya da 12/A” falan değil. Bunun yerine 418-20 #54 gibi mesela. Adresi şüpheye yer kalmayacak şekilde anladığınızdan emin olmalı, ne kadar detaylı açıklama olursa olsun anlamadığınız kısımları sormalısınız. Yoksa benim gibi uber taksicisine, “doğru binayı bulmazsan, bu arabadan inmeyeceğim.” dersiniz.  Bu da hoş olmaz.

İkincisi; Herkes size yardım etmeye çalışırken, yukarıda belirttiğim ön kabuller yüzünden herkesten kötülük gelebileceği ihtimaliyle hareket etmek, aslında oldukça komik bir şey. Bir yandan da kendinize sonradan çok kızdığınız, kendinizi ayıpladığınız bir şey. Belki yanımda yüklü miktarda para olmasa çok daha farklı gelişebilirdi olaylar, ama tecrübe iyi şeydir.

Öğrendiğim son şey; Yeterince gerilim yaşadıktan sonra gündelik yaşantınızda biraz korktuğunuz bir şeyle karşılaştığınızda ( kedi, köpek, hamster gibi) insanın katıla katıla gülmesi mümkün. 🙂

Harlem’de de olsa, oldukça konforlu ve rahat bir yerde kalıp ertesi sabah elbette Starbucksa gidiyorum. Şaka mısınız? Tabi ki, filmlerdeki gibi sabah kahvemi Starbucks’tan alıp Financial District’a geçeceğim. O boğa heykelini görmezsem ölürdüm çünkü(bkz Money Never Sleeps)

Bu heykelde güzel bir fotoğraf çektirmek istiyorsanız, sabah erken saatte gitmek mantıklı. Çünkü az turist oluyor ve istediğiniz gibi fotoğraf çektirebiliyorsunuz.

Burada fotoğraf çektirdikten sonra, İkiz Kulelerin olduğu yere doğru yürüdüm. Bu bölgede  görmek isteyebileceğiniz her şey birbirine yakın, Boğa Heykeli- İkiz Kuleler ve tabiki Brooklyn Köprüsü. Hepsine yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Brooklyn Köprüsüne çıkacak zamanım olmadı bu kez, ama bir dahakine muhakkak yapacağım. Yani, Brooklyn’i de gezmenizi muhakkak tavsiye ederek, bir güzel fotoğrafını da aşağıya bırakıyorum.

 

 

Brooklyn’i de uzaktan uzaktan ziyaret ettikten sonra, öğleden sonrası otobüsüne yetişmek üzere  Times’a geri dönmem gerekiyor. Uber çağırıyorum.

Şehir merkezinde indirimli mağazaları kovalayıp, alışverişleri tamamlıyorum. Bu muhteşem şehire yeniden geleceğimi bilerek, Peter Pan’la Rhode Island’a geri dönüyorum.

Maalesef size muhteşem restoranlar öneremem çünkü bunları deneyecek zamanım olmadı. Benim amacım daha fazla gezmekti ve oturup dinlenmeden sanırım birkaç kilo da vererek okula dönmekti. Küçük bir tavsiyeyle belki bu yazıyı bitirebilirim. Oldukça turistik bir şehir olması nedeniyle, en basitinden su bile farklı dükkanlarda farklı fiyatlara satılabiliyor. Ben temel bazı ihtiyaçlarımı (su, yiyecek, sandviç gibi) bilinen zincir markalardan karşıladım. Tavsiye ederim, fiyat her yerde aynıydı nihayetinde. Bir de hediyelik eşya ( #souvenirs ) almak istediğinizde de birkaç dükkanı dolaşmanız faydalı olabilir. Ayrıca ürünlerin üzerindeki fiyatlar vergisiz fiyat olduğu için, kasada bu rakam artarak değişebiliyor.

Hüzünlü bir son gibi oldu belki, ama ben hayatımın en güzel,heyecanlı ve macera dolu 2 gününü New York’ta yaşadım.

New York’u ölmeden önce, hatta mümkünse gençken, görülmesi gereken şehirler listenize eklerken, @nediyebilirmki ‘nin yeni maceralarını Instagram’da takip etmeyi unutmayınız!

O haftasonu Manhattan’daydım.

#nediyebilirimki

İnstagram Hesabım için buraya tıklayabilirsiniz

2019 Eylül ve Ekim ayları için New York’a gidiş-dönüş 133 Euro biletler için buraya tıklayın.

 

Henüz Yorum Yapılmadı

    Bir Yorum Bırakmak İstermisiniz.