82. İlimiz Berlin

Öyle bir şehri var ki kesinlikle Türkiye’nin 82. ili olabilecek konumda.. Herkesin de anladığı gibi Almanya’nın başkenti olan Berlin’den bahsediyorum.
Yurt dışına hiç çıkmamış ve cesareti olmayan insanlar nereye gitmeliyim diye sorduklarında her zaman ilk tercihim Almanya, özellikle de Berlin olmuştur. Kendini hem Türkiye’de hem yurt dışında hissedebileceğin, asla yemek problemi, dil problemi yaşamayacağın, yurt dışına ilk adım olabilecek mükemmel bir destinasyon!
Peki biz neden Berlin’i seçtik? Herkesin bildiği gibi Berlin, 1989 yılında duvarın yıkılması ile birlikte yeniden doğmuş bir şehir. Ee hal böyle olunca insan bu kadar kısa sürede neredeyse dünya lideri olan bu şehri görmek istiyor.

Gelelim seyahat planına. Son Berlin seyahatim dolu dolu 3 gün sürmüştü. Ve açıkçası her yeri görmem içinde çok ideal bir süreydi.

1.Gün: Checkpoint Charlie & Alexanderplatz  & Müzeler adası

Toplantı sebebi ile Stuttgart’ta olduğumdan Berlin’e iç uçuşla geçtim. Plan yaparken ilk olarak Avrupa’da yaygın olan tren seçeneğine yöneldim. Ancak fiyatları gördükten sonra (ortalama 90 euro) uçuşlara baktım ve bingo.. Easyjet ile 9 Euro’ya Stuttgart- Berlin uçuşunu gerçekleştirdim.

Saat 2 gibi sorunsuz ve rötarsız olarak Berlin Tegel Havalananına indim ve eşimle buluştum.  Uber’de havaalanlarında kullanılmak üzere bir indirim kodumuz olduğu için otele Uber ile geçtik.(normal koşullarda havaalanı – şehir merkezi arası ortalama 20-25 Euro) Ve tabi ki şoförümüz Türk’tü. Ufak bir şehir turu attıktan sonra otelimize geldik. Biz bir Türk oteli olan Titanic Comfort Mitte’de konakladık. Rezervasyonumuzu Booking üzerinden gerçekleştirdik ve 3 gece, oda kahvaltı, 2 kişi toplamda 180 Euro ödedik. (dilerseniz buraya tıklayarak tüm konaklamalarınız için 15$ indirim alabilirsiniz) Otelimiz tam şehir merkezinde olduğu için eşyaları bırakıp hemen yürüyerek yola koyulduk. Şubat ayı olmasına rağmen şansımıza aşırı güzel bir hava vardı.

Checkpoint Charlie

İlk durak olarak Checkpoint Charlie’ye gittik. Burası duvarın olduğu zamanlarda devlet adamlarının, üst düzey yöneticilerin geçiş ve kontrol noktasıymış. Hemen çaprazında tarihini anlatan bir açık hava müzesi de mevcut. Ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz. Bu arada Checkpoint Charlie’de askerler ile fotoğraf çektirmek isterseniz min. 5 Euro ücret alıyorlar. Aman dikkat.

Checkpoint Charlie

Müzeyi de gezdikten sonra gene aynı yerde olan Friedrichstrasse Caddesi üzerinde yürümeye başlıyoruz. Biraz enerji toplayabilmek adına Berlin’de zincir olan cadde üzerindeki Einstein Cafe’ye oturup kahvelerimizi içiyoruz.

Unter Den Linden

Caddenin sonuna geldiğinizde Türkçe anlamı ‘Ihlamur ağaçları altında’ olan Unter den Linden’e çıkıyorsunuz. Caddede sola doğru yürürseniz Brandenburger Tor’a, sağa yürürseniz Müzeler adası ve Alexanderplatz’a çıkıyorsunuz. Biz ilk gün için tercihimizi sağ taraftan yaptık ve müzeler adasına doğru yürüdük.

 

Müzeler adası

Berlin’in en ünlü yerlerinde biri de şüphesiz Müzeler Adası. Ada derken gerçek bir adadan bahsediyoruz. Çünkü burada bulunan müzelerin tamamı şehrin göbeğinde olan bir ada üzerine kurulu.  Altes Museum(Eski Müze) , Neues Museum (Yeni Müze), Pergamonmuseum (Bergama müzesi), Alte Nationalgalerie( Eski Ulusal Galeri) ve Bode Müzesi’nden oluşan 5 adet dünyaca ünlü ve UNESCO tarafınca Dünya Mirasları Listesi’ne eklenmiş müzelerden oluşuyor.Saat geç olduğu için alanı gezip Alexanderplatz’a doğru ilerliyoruz.

Alexanderplatz

Gelelim meşhur Alexanderplatz’a. Burası Mitte bölgesinde yer alan bir meydan. Aslında bakarsanız çokta ilgi çekici veya özelliği olan bir yer değil. Ama internete Berlin yazınca çıkan O ünlü Tv kulesi bu bölgede yer alıyor. Şehrin her yerinden görünen bu kuleye isterseniz çıkabiliyorsunuz. Hatta içerisinde bir de restoran bulunuyor. Alexanderplatz aynı zamanda şehrin aktarma bölgesi görevini de görüyor. Tüm metro, tren ve otobüsler bu bölgeye geliyor. O yüzden istemeseniz bile mutlaka bu bölgeye bir kez geliyorsunuz.

 

2.Gün: Topography of Terror & East Side Gallery & Kreuzberg & Böckler Park

Pazar sabahı otelde yaptığımız muhteşem Türk kahvaltısı (inanılmaz ama sucuk, çay, menemen olan bir kahvaltı) sonrası tekrar gezmeye başlıyoruz.

İlk durak Topography of Terror.  Burası Nazileri anlatan bir müze. Giriş şaşırtıcı bir şekilde ücretsiz. Müzeyi gezmek gerçekten mental açıdan bizi çok zorladı. Şuan bile gördüklerim aklıma geldikçe gözlerim doluyor.  Mutlaka ziyaret edilmesi gerekiyor.

East Side Gallery

Sonrasında bir çılgınlık yapıp East Side Gallery’e yani hepimizin bildiği şekilde Berlin duvarına yürüyerek gitmeye karar verdik. (Yaklaşık 5 km) Berlin duvarının en uzun bölümü burada yer alıyor ve duvarın üzerinde çeşitli ülkelerin Grafitti sanatçılarının eserleri yer alıyor. Her yerde gördüğünüz öpüşen adam resmi de tam olarak burada.

 

Malum o kadar yürüyüş sonrası çokça acıkıyoruz ve Berlin’in en iyi hamburgercisi olan nehrin hemen karşısında ki Burgermeister’a gidiyoruz.  Hamburgerler ortalama 4–5 Euro civarı. Kesinlikle denemenizi tavsiye ediyorum. Özellikle ekmekleri aşırı lezzetli.

Kreuzberg

Sırada herkesin Küçük İstanbul dediği Kreuzberg var. Berlin’e gitmeden önce Almanya’nın birçok şehrinde bulunmuştum. Evet, Türkler çok. Berlin’de de durum aynıdır diye düşünmüştüm. Ama yanılmışım. Kreuzberg’de Almanlar çok. Çünkü orası tam anlamıyla bir Türkiye, göç edenler Alman! Her yer, her şey, herkes Türk. Karadeniz balıkçıları, Antep baklavaları, kebaplar ve dahası..  Ancak duyumlarıma ve gördüklerime göre son zamanlarda Kreuzberg, hipster mekanları ile oldukça popüler olmaya başlamış. Bu sebepten Ahmet Gıda yazan bir yerin yanında bir anda 3. Nesil bir Alman kafesi görebiliyorsunuz.

Kreuzberg’de aynı zamanda gerçekten çok güzel restoran, bar ve kafeler var. Hatta yorgun olmamamıza rağmen dayanamayıp birine oturduk. İsmi ‘Luzia’. Hem kahve hem de alkol olan bir mekan. Bizim tercihimiz ‘Radler’ oldu. Yeri gelmişken, ‘Radler’ Almanya’da çokça içilen bir bira çeşidi. Aslında yapımı çok kolay. Normal bir biranın içerisinde limonlu gazoz koyuyorsunuz. Özellikle yazın şiddetle tavsiye ederim.

Böckler Park

 

Avrupa şehirlerinde mutlaka parkları da ziyaret etmeye çalışırız. Bu sebepten Kreuzberg’in hemen orada bulunan Böckler Park’a gittik. Hem Pazar günü olması hem de havanın Şubat ayına rağmen günlük güneşlik olması sebebi ile park ve nehir kenarında oturacak yer neredeyse yoktu. Biraz gezinme ve dinlenme sonrası akşam yemeği için ayrıldık.

 

 

Pazarlama harikası Mustafa Gemüse Kebap

Yurt dışına gittiğimde Türk yemeklerini pek tercih etmesem de bu sefer ısrara dayanamadım. Evet, herkesin Berlin’de yemek denilince söylediği ilk yer:  Mustafa Gemüse Kebap. Öncelikle uyarmam gerekir ki kesinlikle çok aç gitmeyin. Tam 1 saat sıra bekledik. Hatta o kadar acıktık ki sıradayken yan büfeden gene çok ünlü olan Currywurst alıp yedik.

Gelelim yorumuma.. Evet lezzetli, ama bir daha 1 saat bekler miyim? Asla.. Peki neden bu kadar ünlü derseniz tam bir pazarlama harikası. Çok ünlü bir pazarlama firmasının önünde yer alıyor meşhur kebapçımız. Firma bunlara 1 ay boyunca öğlen yemeklerini ücretsiz vermeleri karşılığından reklamlarını yapabileceğini söylüyor ve bam! O zamandan beri Berlin’e gelen tüm turistlerin ilgi odağı oluyor. Yoksa gerçekten çok farklı bir lezzeti yok. (klasik döner fiyatı 3.90 euro)

Das Hotel

Akşam yemek sonrasında aklımız Kreuzberg’de ki barlarda kalıyor ve tekrar oraya dönüyoruz. Hava soğuk olduğu için bu sefer Uber’e biniyoruz. Neden Uber kullandığımız sorarsanız Almanya’da tek yön metro bileti 2.80 euro. Gidilen mesafe yakın ise ve 2-4 kişiyseniz Uber çok daha ucuza geliyor.

Bar tercihimiz bu sefer Das Hotel’de yana oluyor. İçerisi sadece mum ile aydınlatılan bir mekan – tuvaletler dahil. Tamamen toplama eski eşyalar ile dekore edilmiş, hayvan dostu bir bar. Bir şeyler içip keşke İzmir’de de olsa deyip otele geçiyoruz.

3.Gün: Brandenburg Kapısı & Yahudi Anıtı & Kurfürstendamm

Brandenburg Kapısı

Sabah uyanıp bu sefer şehrin diğer bir ikonik yapısı olan Brandenburg Kapısı’na gidiyoruz. Burası aynı zamanda Parlamento binası ve Yahudi anıtıyla aynı bölgededir. Böylelikle hepsini aynı anda gezebiliyorsunuz. Bizi içlerinde en çok etkileyen Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı oldu. Farklı yüksekliklerde 2711 adet beton bloktan oluşuyor. Almanlar yaşanılan tüm kötü olayların üstünü örtmek yerine halka ve ziyaretçilere unutturmamayı amaçladığını bu anıtla birlikte iyice anlamış oluyoruz.

Yahudi Anıtı

Sonrasında başka bir ünlü meydan olan Postdamer Platz’a doğru yürüyoruz. Burada duvarın çok küçük bir bölümü duruyor ve üzerine herkes sakız yapıştırıyor. Değişik bir gelenek diyerek Berlin’in ünlü caddesi Kurfürstendamm caddesine geçiyoruz.

 

Kurfürstendamm

Yıkık Kilise

Sağlı sollu mağazaların olduğu upuzun bir cadde. Alışveriş yapmak isteyen insanların tercih edebileceği bir yer. Aynı zamanda Hard Rock Cafe’de bu cadde üzerinde yer alıyor. Biz çok aç olmadığımız için ünlü The Barn kafede oturup kahve içiyoruz. 2. Katta olan bu kafeyi yer olarak çok beğendik. Tüm caddeyi yukarıdan görebiliyorsunuz.

Aynı caddenin sonunda 2. Dünya savaşında hasar gören ve gene unutturmamak amaçlı tamamen restore edilmeyen ‘Yıkık Kilise’yi görüyorsunuz.

 

Hayvanat Bahçesi Manzaralı Monkey Bar

Biraz daha ileride çocuklu ailelerin çokça tercih ettiği ünlü Berlin Hayvanat Bahçesi karşınıza çıkıyor. Biz girmeyi tercih etmedik ancak hayvanat bahçesini tepeden gören ‘Monkey Bar’ a gittik. Böylelikle hem bir şeyler içmiş hem de hayvanat bahçesini görmüş olduk

Bu bölgede aynı zamanda KaDeWe isminde ünlü bir alışveriş merkezi de bulunmaktadır.

Akşama doğru yemek için tekrardan Kreuzberg’e geçiyoruz. Birkaç öneriyi dikkate alarak ‘Santa Maria’ adında bir Meksika restoranına gidiyoruz. Yemek fiyatları 5-10 Euro arasında değişiyor. Eğer Salı günü giderseniz çoğu yemek ve içki 1.5 euro oluyor. Maalesef biz denk getiremedik. Keyifli bir yemekten sonra sıra meşhur Alman biralarını denemeye geliyor. Biz tercihimizi gene Kreuzberg’de bulunan Franken Bar’dan yana yapıyoruz. Biralar 2–4 Euro arası değişiyor. Hem ortam hem de fiyatlar olarak memnun kaldığımız bir mekan oluyor.

4.Gün: Dönüş Yolu

Öğlen uçuşumuz olduğu için bavulları resepsiyona bırakıp son bir Berlin turu yapmaya çıkıyoruz. Alexanderplatz’da bulunan ve en sevdiğimiz market olan Kaufland’a gidip birkaç ufak hediyelikler alıyorum. ( içki ve çikolata almak için mükemmel bir tercih)

Zeit Für Brot

Şehirde son bir kahve içmek için bu sefer mükemmel hamur işleri ile ünlü ‘Zeit für Brot’a gidiyoruz. Almanya’da bütün fırınlar çok güzel ama burası bir başka güzeldi.

Sonrasında otelimize tekrar dönüp bavulları alıp hava alanına geçiyoruz. Almanya’da hava alanlarında çok fazla kontrol oluyor. O yüzden erken çıkmakta fayda var.

 

Bir daha görüşmek üzere deyip, 82. İlimiz Berlin’e veda ediyoruz.

Unutmadan..

*Pazar günleri ve Hafta içi saat 18.00-19.00 gibi her yer kapanıyor. Sadece bazı restoran ve barlar açık. Sokaklar bir anda boşalıyor.

*Konuşurken çok dikkatli olun, her an Türk çıkabilir.

*Metrolarda bilet kontrolü var. Bize denk geldi. Bilet aldıktan sonra metroya binmeden mutlaka tarih ve saati damgalattırmak gerekiyor.

*Uber şoförlerinin hepsi Türk ve çok yardımcılar.

*Barların çoğunda sigara içilebiliyor. Şaşırmayın.

*Her kebapçıyı Türk sanmayın. Şehirde Araplar da çok fazla.

*Berlin gece hayatı ile çok ünlü bir yer. Ancak çokta dikkat etmek gerekiyor. Çoğu gece kulübüne alınmama ihtimaliniz yüksek. Kimsenin tam olarak çözemediği kriterleri mevcut.

*Alexanderplatz bölgesinde hırsızlık çok fazla. Dikkatli olmakta fayda var.

*Almanlar geçmişi unutturmamak için her yere yaşanılanları hatırlatan bir simge koymuş. Şahsen şehirde en çok dikkatimizi çeken şey olmuştu.

*Almanlar fırın işini çözmüş, mutlaka birine uğrayın.

 

 

 

Henüz Yorum Yapılmadı

    Bir Yorum Bırakmak İstermisiniz.